|
|
|
20 Mart 2010 Cumartesi

Tarih Bilim midir? (III)

Bu hafta uzun Noel ve yılbaşı yazıdizisinden sonra tekrar tarihyazıcılığına dönüyorum.


La vie et la mort et les sarcophages
Yükleyen
EmineCaykara. - Sanat ve animasyon videoları.

 

Bundan sonra tarihin diğer bilimsel olsun, olmasın tüm uğraş alanlarından nasıl ayrıştığına bakacağız.

İlk durağımız tarihin diğer beşeri bilim dalları olan felsefe, edebiyat ve dinden farklılaşma sürecini ele almak olacak.

Tarihin (istoria=haberdar olunan şeylerin bilgisinin) felsefeden (empeiria=doğrudan gözleme dayalılıktan) farklı olduğu görüşünün temelinde Eflatun’un (Platon) (İ.Ö. 428–348) imaları ve Aristoteles’in (İ.Ö. 384–322) beyanatı bulunur. Onlar tarihi diğer uğraş alanlarından ayrı görmenin ilk tohumlarını saçmışlardır. Bu dönemde felsefe, kuramsaldır (theoria) ve bilimdir, tarih ise edebiyatın bir parçası gibi görülür. Bu dönem, tarihi akılla bilinebilmekten ve genellemeler yapan “logos”tan ayırmıştır (bugün sonu loji ile biten bütün bilim dalları burada akla gelmelidir). Tarihyazımı (istoriografia) ile kuram (theoria) arasında uzlaşmaz bir çelişki görülmüştür. Bu yüzden de Aristoteles hem Tehne Retorike hem de Poiytikis isimli eserlerinde tarihi, edebi bir tür olarak ele almıştır. Ona göre edebi türlerden biri olan şiir bile tarihten daha bilimseldir. Çünkü şiir, genelleştirilmiş bir insan tipinin belli durumlarda ne yapacağı gibi evrensel olanla uğraşırken tarih bir insan tekinin veya bir insan zümresinin belli bir durumda ne söylediği ve ne yaptığı gibi cüzi vakıalarla ilgilenir. Sanırım bu yorumun şiir hakkındaki kısmına edebiyat üstadı sevgili dostum Ali Emre Özyıldırım da katılacaktır.

14 Aralık 2009 tarihli Tarih Bilim midir? (II) yazısında belirtilen edebi bir tür olarak kabul edilen ve anlatı biçiminde (narrative) işlenen tarihyazıcılığı, Tükidides’e (İ.Ö. 460–395) kadar geri gider.

Latin Antikçağında da sonrasında gelen Romalılarda da -vakayinameler (annales, olayları yıllara göre kaydetme işi) dışındaki- tarihyazıcılığı örnekleri edebi bir tür olarak görülmüştür. Marcus Tillius Cicero (İ.Ö. 106-İ.S. 43) bunlardan biridir mesela.

Farklı coğrafyalardaki ortaçağlar içinde de tarih edebi bir tür olarak görülmeye devam eder. 15. yy.a gelindiğinde de historia hala edebi bir türdür. Ancak bu yüzyılın ortalarında artık birçok Avrupa üniversitesinde ders olarak okutulmaya başlanır. Bu üniversitelerin hemen hepsi kilise denetimindedirler. Buna rağmen üniversitedeki tarihçilerden beklenen kilise tarihyazıcılığını takip etmeleri değil antikçağ tarihyazıcılığındaki örneklere benzer eserler vermeleridir (Johannes Hennig, “Die Geschichte des Wortes »Geschichte«”, Deutsche Vierteljahrsschrift für Literaturwissenschaft und Geistesgeschichte, 16/4, 1938: 511–521). 15. yy.ın ilerleyen yıllarında ise olaylardan ders çıkarmaktan ve öğütçülükten vazgeçilmese bile yavaş yavaş kentlerin, prensliklerin ve krallıkların tarihlerinin yazılmaya başlandığına şahit oluruz. Kislaulu Petrus Luder (1415–1472) ve Wipfeldli Konrad Celtis (1459–1508) böyle tarihler yazmaya başlayanlardandır. Celtis’in De origine, situ, moribus et institutis Norimbergae libellus, Nürnberg 1502 isimli kitabı buna iyi bir örnektir.

 

Hans Burgkmair’in yaptığı 1507 tarihli Konrad Celtis’in gravürü

 

16. yy.a gelindiğinde ise F. Bacon (1561–1626) gibi bazı yazarların historiayı edebiyattan gitgide daha fazla ayrıştırmaya başladığını görürüz. Antikçağın theoria-historia ayrımını kabul etse de örneğin Bacon felsefeyi, şiiri ve historiayı insanoğlundaki üç kabiliyet olan akıl (ratio), hayalgücü (fantasia) ve hafızaya (memoria) dayandırmaktadır. Ona göre historia civilisde (res gestae humanis) yasalar elde etmeye elverişli düzenli olgular yoktur. Bu alan rastlantısal ve bireysel olaylar yığınından ibarettir. Bu bakış açısında insani ve toplumsal yaşam bilgisi olarak historia civilis bilimler sistemin dışında bırakılmış olur (De dignitate et augmentis scientiarum, 1623: 425 v.d. http://www.archive.org/...). Thomas Hobbes (1588–1679) da Bacon gibi düşünür (Leviathan, 1651, chap. IX http://oregonstate.edu/...) ve ona göre tarihte hep belirsizlikler, belirsiz akışlar ve belirsiz çeşitlilikler vardır. Bu yüzden tarihsel olayların tam olarak hiçbir zaman nüfuz edilemeyen bu belirsizliklerini akılcı yoldan tam olarak kavramayı ummak boşunadır.

 

Bu haftalık bu kadar. Gelecek hafta kaldığımız yerden devam etmek ümidiyle. Hoşçakalınız.

teyfur@gmail.com

08 Şubat 2010
Share/Save/Bookmark
Emre Aköz
+
Laikçi teyzeleri kıskandıracak Anayasa taslağı
Mini Anayasa Paketi önümüzdeki dönemde Meclis'e nasıl bir içerikle gelecek? Oradan nasıl çıkacak?
Mehmet Barlas
+
Başbakan Erdoğan artık doğaçlama yapmamalıdır
Başbakan Erdoğan'ın BBC'ye verdiği demeçte "100 bin Ermeniyi sınır dışı ederiz" diye konuşması, tabii ki herkesi şaşırttı.
Ahmet Altan
+
Yalancılık
Son zamanlarda çok tekrarlanan bir laf vardı, “askerî vesayet bitti, hadi şimdi AKP’yi dövelim”.
Defne Asal
+
Cinselliğimiz, “soy”umuz, “sopumuz"
“Kadın ve aileden sorumlu” Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’ın “Ben eşcinselliğin biyolojik bir bozukluk, bir hastalık olduğuna inanıyorum. Tedavi edil...
Süleyman Faruk Göncüoğlu
+
Akl-ı Selimle İstanbul’da Yaşama Sanatı
122 yıl önce, İstanbul’un gündelik hayatına yeni bir yenilik katıldı.
Birol Biçer
+
Vandalların Çarşaf Partisi
Mersin’de CHP’li hanımlar Hilafet’in kaldırılışının yıldönümünü çarşaf yırtarak kutladılar.
Teyfur Erdoğdu
+
Tarih Bilim midir? (VII)
Theoria-historia (felsefe ile tarih) arasındaki etkileşim ve ayrım konusuna 19. yy.ın ilk yarısı ile devam ediyoruz.
Onur Eyüboğlu
+
Kötü Kedi Şerafettin
Sıradaki kötümüz törkiş Garfield'ımız, mahallemizin sevimsiz kedisi, kötülük abidesi, serseri...
Metin Okutan
+
---
Yazarımız Metin Okutan, rahatsızlığı sebebiyle bu haftaki yazısını yazamamıştır. Liberalses
içerik