|
|
|
09 Eylül 2010 Perşembe

Tarih Bilim midir? (I)

Merhabalar… Bu haftadan itibaren yeniden tarih-tarihçilik serisine dönüyoruz.

 

 

3 Ağustos 2009 tarihli Tehlikeli Tarihçilik (I) başlıklı yazımı: “Hata ile malûl olan tarihe nasıl güveneceğiz ve onunla nasıl amel edeceğiz? … cevap…: Elimizden işinin ehli olan tarihçileri dinlemekten ve önceki tarihçilerin inşa etmiş oldukları gerçekleri tashih etmelerini beklemekten yani tarihçinin sunduğu dermanı kabulden başka yapacak bir şey gelmez” diyerek bitirmiştim.

Bu paragraf üzerine yaz ve güz boyunca okuyucularımdan, bir kısmı itiraz bir kısmı da biraz daha izahat kabilinden, çok sayıda e.mail aldım. Genelde sorulan ve söylenen şu idi: “Madem ki bir tarihçinin söylediğini bir diğer tarihçi aynı olgulara baksa da değiştirebiliyor, ilkinden farklı sonuçlara varabiliyor, o zaman nasıl oluyor da tarih, bilim olarak kabul edilebiliyor veya tarihe bir bilim dalı olarak nasıl bakılabiliyor?

Bu kapsamlı soruya cevap vermeden önce çok temel bir bilgiyi burada kaydetmek isterim:

İki farklı kavram olan tarih ile tarih Türkçe’de aynı kelime ile karşılanır. Oysa ki buradaki tarih kelimeleri arasında ciddi bir fark vardır: Birinci tarihten kastedilen tarih araştırmasıdır, tarih disiplinidir (historia rerum gestarum) ve ikinci tarih birinci tarihin bilgi nesnesi, baktığı yer yani geçmişte olan olayların ve yapılışların (sürekli geleceğe doğru durmadan kaçan) şimdiye kadarki toplamıdır (res gestae).

Okuyucularımın aynı olgudan yola çıkan iki tarihçinin farklı sonuçlara ulaşmasını dile getirişleri ve bundan duydukları endişe yerindedir. Ancak belirtmek gerekir ki bu durum sadece tarihin başına gelen bir husus değildir. Doğa bilimlerinden farklı olarak tüm beşeri (humanities) ve toplumsal bilimler (social sciences) için de bu özellik vakidir. Onlarda da bakılan aynı olsa ve kullanılan usul tıpatıp benzese bile sonuçlar farklı olabilmektedir. Burada irad edilmesi gereken sual aslen şudur:

Aynı olgulardan yola çıkarak farklı sonuçlara varmak bilim olarak anılmaya engel midir?

Bu sorunun yanında şu sualler de konumuz açısından önem taşır:

Deney yapamamak bilim olarak anılmaya engel midir? Bildiğimiz gibi birçok beşeri ve toplumsal bilimler deney yapamazlar.

Gözlem yapamamak bilim olarak anılmaya engel midir? Başta tarih olmak üzere bazı disiplinler gözlem yapamazlar.

Genelleme yapamamak bilim olarak anılmaya engel midir? Yine başta tarih olmak üzere bazı disiplinler genelleme yapamazlar.

O halde bilim nedir?

 

Klasik tasnife göre bilimler şu üç zümre altında toplanırlar -dikkat buyrulsun klasik tasnife göre diyorum.

Tarih, edebiyat, felsefe ve din beşeri ilimler içinde yer alırlar.

Toplumsal bilimler dendiğinde ise antropoloji, arkeoloji, iktisat, eğitim bilimleri, coğrafya, hukuk, dilbilim, siyaset bilimi, psikoloji ve toplumbilim (sociology) anlaşılır.

Doğa bilimleri (natural sciences) ise gökbilim (astronomy), biyoloji, yerbilim (earth sciences), kimya, matematik ve fiziktir.

Bir de beşeri ve toplumsal bilimler ve doğa bilimlerinden ayrı sanat, zanaat ve yukarıda zikredilen bilimleri kullanan tıp, mühendislik, ziraat, basın-yayın, ticaret gibi melez dallar vardır ki bunlar konumuz dışında kalır.

 

Kısaca tekrar edecek olursak, beşeri ve toplumsal bilimlerde çalışanlar aynı olgulardan yola çıkarak farklı sonuçlara ulaşabilirler. Oysa doğa bilimlerinde aynı olgulara bakanların aynı şartlar altında, aynı gözlem ve aynı deneyleri yaptıklarında aynı sonuçlara ulaşmaları beklenir. Ulaşamıyorlarsa kuramda bir bozukluk var demektir ve kuram tashih edilmeye muhtaçtır. Oysa beşeri ve toplumsal bilimlerde eğer kullanılan yöntemde, izlenen mantıkta ve kaleme alışta hata yoksa aynı sonuca ulaşılamasa bile ortaya konan eserde bozukluk vardır denemez. Olsa olsa eksiklik hissedilirse tekrar aynı olgu üzerinde çalışmalar yapılabilir.

 

De Es Schwertberger’in gerçeküstü tablosu. http://www.dees.at/p1/02.htm

 

 

Bu sütunlarda tarih ele alındığı için onun bir bilim olup olmadığı meselesi tartışılırken yukarıda vazedilen suallerden hiçbir zaman uzaklaşılmadan sırasıyla şu duraklara uğranılacaktır:

Önce tarihin beşeri bilimler içindeki yerine ve diğer beşeri bilim dalları ile arasındaki farklara bakılacak,

Sonra tarihin toplumsal bilimlerin dalları ile aralarında olan farka göz atılacak,

Son olarak da tarihin doğa bilimlerinden farkı ele alınacaktır.

 

Bu haftalık bu giriş ile iktifa edelim, gelecek hafta konunun ayrıntılarında gezinmeye başlayalım.

 

Herkese iyi haftalar.

teyfur@gmail.com

 

 

 

 

 

07 Aralık 2009
Share/Save/Bookmark
Ahmet Altan
+
Her sahtekârlık mubah mı
Saat geceyarısını geçmiş, ben Habertürk kanalında biri AKP’li, biri CHP’li iki hukukçu siyasetçinin referandum tartışmasını izliyorum.
Emre Aköz
+
Demokratik meşruiyet niye gerekli?
Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, "Yargının demokratik meşruiyet sorunu yok" dedi. (Burada "yargı" kelimesiyle kastedilen "yüksek yargı".)
Mehmet Barlas
+
Muhafazakâr bir partiden değişimin mimarlığını bekliyoruz
Kimin hangi siyasi partiyi tuttuğunu ya da hangi siyasi lideri diğerlerine oranla daha fazla beğendiğini anlamak zor değildir.
Teyfur Erdoğdu
+
Erzurum (IV): Hayatağacı’ndaki sır!
Geçen hafta maddi ve manevi kalelerden sonra bu hafta şehirdeki eski yapılara yönümüzü çeviriyoruz.
Süleyman Faruk Göncüoğlu
+
Boğaziçi’nin Kuşu ve Balığı
Boğaziçi’nin kuşu da bir balığı da. Ya ikisi birden şenlenir ya da ortadan kaybolur. Görünmezlere bürünüverir.
Birol Biçer
+
“Yahudi Halkı 19. Yüzyılda İcat Edildi”
Son kitabındaki tezlerle iki yıldır Yahudi dünyasını altüst eden İsrailli Yahudi Tarihçi Shlomo Sand’a göre “Yahudi halkı” ya da ulusu kavramı tamamen...
Defne Asal
+
Hanefi Avcı bana ne diyor?
Suçu kanıtlamak zorundasınız, iddiaları da çürütmek, gerçek delillerle çürütmek.
içerik