|
|
|
09 Eylül 2010 Perşembe

İstanbul Şehri’nin Kozmik Odası

Yazımıza daha başlarken söyleyelim, İstanbul’un öyle dalaveresi yoktur. Onun kozmik odası da, “sevgidir”.

Koca Genelkurmay'ın kozmik odasına girildi. Ama hala İstanbul gibi bir şehrin, kozmik odasına girilebilme başarısı gösterilebilinmiş değil. 

 

Bu odaya girebilmek için, Öyle parmak, göz, yüz v.s. taramalarına, kilit üstüne, şifreli düzeneklere filan ihtiyaç da yok… 

Sadece bu şehir ile yüzleşmek yeterlidir.    

İstanbul Şehri bir simya gibidir. Bir dönüşüm sanatının yaşandığı bir arenadır. Medeniyetini gösterebildiğin sergi yeridir. Bu şehir, Kirli olanı, hasta olanı birçok süreçten geçirerek arınmış ve mükemmel olana dönüştürmeyi amaçlar.  

Simyacılara göre, madde hastadır ve iyileştiğinde ortaya altın çıkacaktır.  

Şehrin simyası, maddeden altını çıkarma uğraşı gibi, varlık sebebini, medeniyetini ortaya koyabilmektir.  

Yani özünün ortaya çıkartır. İnsan olmanın değerini..  

Şehirlerimizi tanımlarken, coğrafi tanımlamayla, iktisadi gücü ile ifade eder bir yavanlıkla algılar olduk… 

Şehirlerimizi muhabbetle tanımlamalı ve onunla muhabbet ağı kurulmalı… 

Klasik belediyecilik artık  şehirlerimiz ve insanlarımızın ruhunu tıkamaktadır.  

Vizyon sahibi olmak, yakışıklı  olmakla, ağzı laf yapan, her tarafa gülücükler dağıtmakla olmuyor… 

Gönül insani olmak gerek… 

Şehrin ruhuna vakıf olmak gerek… 

Sevmek.. ve sevmek… 

Karşılıksız… 

Plan tadilatı yapmadan sevmek gerek…   

Bu şehre sevgiyi geri verelim…  

Yahya Kemal’in dediği gibi “Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı” 
 
 
Tarih Meraklılarına Müjde… 

Osmanlı  Devleti’nin 700. Kuruluş yılı münasebetleri sonrası, tekrardan canlanan tarih merakımıza (eskilerin deyişi ile, depreşen öğrenme açlığımıza) cevap verecek şekilde, görsel ve yazılı basında hızlı bir yayın trafiği başladı. 

Artık her kafadan bir ses çıkıyor… 

Merakımızda, tarih öğretisi de artık, bir ticari pazar halinde, öğreticinin zevkine göre, tarih şekillendirilmeye başlandı. 

“bir dirhem bal için bir çeki odun çiğnemek” şeklinde tarih öğretilir oldu.  

Herkes, bir diğer tarafa, “tarih dersleri, tarihi olayların iç yüzü” gibi anlatımlarla, mesaj yollama derdin de… 

Tam yeter artık derken, sonunda akl-ı selim sahipleri bu sefer ellerini taşın altına koymuşlar. Bir tarih anlayışı karmaşası içerisinde, sağlıklı, mesajsız tarih öğreticiliği yapmaya karar vermişler.  

Kendilerini tebrik ediyorum…  

TRT 2 televizyonunda, her pazar günü saat 16:15’te ekranlarda yer alan TARİH DERGİSİ adlı program, gerilmeden seyredebileceğiniz bir tarih programı. 

26 dakika kadar, sıkmadan, dolu dolu, merakınızın bir an da kesilmeyeceği, yoğunlaştırılmış bir program. Oraya buraya laflar sokmadan, tarih öğrenme lezzetini size hissettiren ve merakınıza da cevap verebilen bir program…  

Ben, beş  bölümünü izleme imkânım oldu. Bu beş bölümden aldığım lezzet ve dinginlikten dolayı size de tavsiye etmek ihtiyacı duydum.  

Hani internet ortamında bir ürünle ilgili tanıtımlar yapılırken, eksi yönleri diye, bir de ibare düşerler ya… 

Bu programın eksi yönü de Pazar günü saat 16:15’de olması. 

Eh ne yapalım kadı kızında da bir kusur varmış… 
 

Nice senelere…

04 Ocak 2010
Share/Save/Bookmark
Ahmet Altan
+
Her sahtekârlık mubah mı
Saat geceyarısını geçmiş, ben Habertürk kanalında biri AKP’li, biri CHP’li iki hukukçu siyasetçinin referandum tartışmasını izliyorum.
Emre Aköz
+
Demokratik meşruiyet niye gerekli?
Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, "Yargının demokratik meşruiyet sorunu yok" dedi. (Burada "yargı" kelimesiyle kastedilen "yüksek yargı".)
Mehmet Barlas
+
Muhafazakâr bir partiden değişimin mimarlığını bekliyoruz
Kimin hangi siyasi partiyi tuttuğunu ya da hangi siyasi lideri diğerlerine oranla daha fazla beğendiğini anlamak zor değildir.
Teyfur Erdoğdu
+
Erzurum (IV): Hayatağacı’ndaki sır!
Geçen hafta maddi ve manevi kalelerden sonra bu hafta şehirdeki eski yapılara yönümüzü çeviriyoruz.
Süleyman Faruk Göncüoğlu
+
Boğaziçi’nin Kuşu ve Balığı
Boğaziçi’nin kuşu da bir balığı da. Ya ikisi birden şenlenir ya da ortadan kaybolur. Görünmezlere bürünüverir.
Birol Biçer
+
“Yahudi Halkı 19. Yüzyılda İcat Edildi”
Son kitabındaki tezlerle iki yıldır Yahudi dünyasını altüst eden İsrailli Yahudi Tarihçi Shlomo Sand’a göre “Yahudi halkı” ya da ulusu kavramı tamamen...
Defne Asal
+
Hanefi Avcı bana ne diyor?
Suçu kanıtlamak zorundasınız, iddiaları da çürütmek, gerçek delillerle çürütmek.
içerik