Başkan, ilçe belediyesini yeni kazanmıştı. Birçok bilim adamını, akademisyeni, entellektüel camianın ileri gelenlerini, bazı eski bürokratları, kendisine yakın eski vekilleri yani, aklınıza gelebilecek her kesimden, her meslekten, her cemaatten insan profilleri davette yer almıştır.
Anlaşılacağı üzere dükkân ağzına kadar dolu idi.
Tam iki saat boyunca, ev sahibi konuştu. Biz dinledik. Sonrasında, ileri gelenlerden ağır ağabeyler söz aldı ki, bunlar geçmiş iktidarların aklı başında, yani bizlerin anlayacağı ifade ile, bu işini bilen ağır toplar, uzun nutuklar ve toptan değişimci söylemlerle, ileri de başkanın önünde engel olabilecek kurumlara da söverekten, birazda başkana mesajlar ileten nutuk sıralamasının ardından toplantıya katılan bizlere teşekkürler ederek toplantıya son verildi. Başkan da bu ağır ağabeylerin bir kısmının koluna girerek makamına geçti…
Bizlere hediye verilen birer kâğıt çantalardan alaraktan binadan ayrılırken, hocama bir şeyler sorma ihtiyacı duydum. “Biz buraya niye geldik ki?”
Bizi davet eden başkan, kendi konuştu. Kendisinin konuşmasını destekleyici, her devrin adamları konuştu. Ve de dağıldık…
Niye çağırıldık? Niye geldik? Anlamadım…
Hocam, yılların tecrübesini o kadar güzel özetledi ki…
“Gaz almaya geldik evladım” demez mi?
O iki saat boyunca, şehir planlamasından anlayan o, sosyolojiden anlayan o, tarihten anlayan o, yöneticilikten anlayan o, fütürizmden anlayan o, hava durumundan anlayan o, ekonomiden anlayan o, toplantıyı fotoğraflayan fotoğrafçının çekim açılarını belirleyen o.
Yani her şeyi bilen adamdı o…
Ama, o makama gelene kadar da dişe dokunur bir iş yapmamış adam da oydu…
Bu, yaşadığımız dünya hayatının madalyonlu tarafının bir yüzü idi. Ya diğer bir yüzü ise, çok da ilginçtir.
Âlimler tarafına geçiyoruz.
Bir popüler olmaya görün, bir an da vazgeçilmez olursunuz…
Diyelim ki siz Çin edebiyatı konusunda otorite birisiniz…
Ve bu konuda hak edilen değere de sahipsiniz. Ve siz bir değersiniz.
Artık siz, Hin edebiyatı hakkında da söz söyleme hakkı da elde etmiş oluyorsunuz.
Siz, isteseniz de istemeseniz de bu yetki size verilir.
Hele bir de sağ mütedeyyin camiaya göz kırpıyorsanız…
Sanat tarihinden de siz anlarsınız, Osmanlı mimarisinden, tarihinden, tiyatrodan da, hatta otobüs saatlerini ayarlamasından da siz, herkesten de en iyisini bilirsiniz…
Ha, bir de günün modası, felsefe ve de şeriatsız tasavvufi düşünce de sizsiz olmaz…
Sonuç ne mi?
Yanlış anlamayın kıskanmıyorum.
Sadece düşünüyorum. Dücane Cündüoğlu gibi…
Üstadın dediği gibi, bunları gördükten sonra, iaşe derdim olmasa, sokağa çıkasım bile yok…
Bu madalyanın iki tarafı da ağır basınca ne mi oluyor?
İşte bu…
Bayındırlık Bakanlığı’nın hazırladığı “konut denetim raporu”'na göre, yapı denetimi olmayan 62 ilde binaların yüzde 10-30'u “eksik malzeme” gibi nedenlerle deprem riski altında. Üstelik çoğu 17 Ağustos faciasının ardından yapılmış. Ama İmparator Konstantin devrinde Roma'daki Apollon Tapınağı'ndan sökülüp bugünkü yerine dikilen Çemberlitaş 1680 yıl sonra da yine sapasağlam…
Cahil Olmakta Zor, Âlim Olmakta…