|
|
|
11 Eylül 2010 Cumartesi

BUĞDAY'ın BULGUR'u

Konya yakınlarındaki Çatalhöyük, insanlığın, tarihte ilk kez yerleşik bir hayata geçtiği ve buğday tarımına başladığı yerdir.

Yaklaşık 9000 yıl öncesine ait bu yerleşim yerinde, o zamanlara ait, ekmek yapımında kullanılan buğday taneleri bulunmuştur. Eğer 'neden buğday' diye bir soru aklınıza geliyorsa, bu hafta sizlere, Anadolu toprağının kadim ürünü, buğdaydan yapılan bulgurdan söz etmek istiyorum da  o yüzden.

Efendim, beslenme piramidinin tabanında yer alan bulgur, geleneksel bir Anadolu yiyeceğidir. Kandaki yağları düşürücü bir yanı olduğu bilinen posa/lif bakımından çok zengindir. Karbonhidrat değeri düşük, protein değeri yüksektir. Bulgurda bulunan B1 vitaminleri, sinir ve sindirim sisteminde önemli rol oynamaktadır. İçerdiği folik asitten ötürü, çocuk ve hamile kadınlar için çok önemli bir gıdadır. Doymamış yağa sahiptir ve toplam yağ oranı da düşük olduğu için çok sağlıklıdır. Kolesterol içermez. Hububat ürünlerinin en büyük dezavantajı olan fitik asit, bulgurun sahip olduğu, pişirme ve kurutma işlemlerinden dolayı, bulgurda bulunmaz. Yüksek mineral ve selülozdan dolayı, besin emilimini hızlandırır, kabızlığı engeller ve bağırsak kanserinin önlenmesine yardımcı olur. Bakliyatlarla karıştırılıp kullanıldığında, dünyadaki en önemli besin kaynaklarından biri olur.

Radyasyonu emmez ve radyasyona karşı dayanıklıdır. Bu nedenle bazı ülkelerde,nükleer savaşlara karşı,askeri ve sivil amaçlar için, stokta tutulan ürünlerdendir. Besin değeri açısından ise, ekmek ve makarnadan daha üstündür. Pişirme ve kurutma yöntemlerinden dolayı, küf oluşumuna karşı dayanıklıdır ve raf ömrü pek çok üründen uzundur. Glisemik endeksinin düşük olması, bizi uzun süre tok tutar, kana yavaş karışır, bu sebeple de tam bir diet yiyeceğidir. Ayrıca şeker hastalarına da tavsiye edilir.

Okurken yoruldunuz değil mi? Pek çoğumuzun burun kıvırdığı bulgurun meğer ne çok maharetleri varmış, bizim için ne büyük bir nimetmiş. Kaçımız bunun farkında bilemiyorum ama ben sık sık tüketmeye gayret edenlerdenim. Toprağın kendi bereketinin lezzetini verdiği, sade, ağırbaşlı, mütevazı lezzetin nezdimdeki yeri büyüktür.

Bu sağlık tanelerine gereken önemi vermemiz gerekiyor. Çünkü bulgur, kültürümüze de damgasını öylesine vurmuştur ki, yok etmeye kimselerin gücü yetmez. Ağız tadımız olmuş, başımızın tacı olmuş, en yoksulundan bir sofranın, lezzetiyle büyük zenginliği olmuş, "...bulguru kaynatırlar, güzeli oynatırlar..." demişiz, ruhumuzun gıdası olmuş... Geleneksel hayatımızın, kültürümüzün, mutfağımızın, kapılarını ardına kadar açtığı, çorak yamaçların, bereketli toprakların, alçakgönüllü buğdayının bizlere cömertçe sunduğu ve varlığımıza armağan ettiği bulgurumuzun, son yıllarda, kimileri tarafından hak ettiği yere en azından oturtulmaya çalışıldığına tanık oluyoruz. Artık sıkça rastlıyoruz, büyük şehirlerimizin özenli restoranlarında, dünyaya nam salmış mekanlarında, köyünden, kasabasından, elinden tutup koca şehirlere getirdiğimiz bulgurun ve o koca şehirlerde hiç "bozulmadan", binlerce yıllık güngörmüşlüğüyle, vakurla, gönüllerimize, sofralarımıza sessizce kurulduğunun da tanığıyız. Tüm bunlarsa derin bir saygıyla karşılık bulmakta bu da mutluluğumuzu artırmakta...

Bu hafta bulgurlu bir tarifimiz var: KISIR

Bu yiyeceğe neden kısır dendiği hususunda bir bilgiye rastlayamadım amma, sevgili okurlardan bir bilen varsa ve bizi bilgilendirirse çok memnun oluruz. Yapımı kolay, malzemesi hesaplı, lezzetli mi lezzetli olan bu salata türü, ana malzemeler değişmeden, farklı malzemeler kullanılarak da yapılmakta ve bu malzemeler yöreye göre değişmekte. Herkesin kendine göre bir kısır tarifi var, naçizane bu tarifte biraz bana ait oluyor.

Malzemeler
1 su bardağı köftelik bulgur
1 çorba kaşığı biber salçası (kesinlikle ev yapımı olmalı)
1 orta boy domates (kabukları soyulmuş,çekirdekleri çıkarılmış)
8-10 adet fazla kalın olmayan taze soğan (incecik kıyılmış)
Yarım demet maydonoz
1 limonun suyu
Küçük bir kahve fincanı zeytinyağı
2 adet sivri biber (incecik kıyılmış)
Kaynamış su ve tuz

Geniş ve derin bir kaba bulgurları koyun (içinize sinmiyorsa bulgurları soğuk suyla yıkayabilirsiniz). Üzerini biraz geçecek kadar kaynamış suyu dökün. Kabın ağzını, açık kalmayacak biçimde bir kapakla kapatın ve demlenmeye bırakın. Yaklaşık bir 15 dakika kadar sonra kapağı açın. Bulgur suyunu çekmiş ve kabarmıştır. Kaşık yardımıyla alt üst edip karıştırın. Biber salçasını ilave ederek bulgurla iyice karışmasını sağlayın. İncecik kıydığınız soğanları,sivri biberleri, çekirdeklerinden özenle arındırdığınız kabukları soyulup küçük küçük doğranmış domatesleri bulgura ekleyin. Tuzunu koyun, zeytinyağını ve limon suyunu da ekleyin (burada devreye sizin damak zevkiniz de giriyor, ne kadar yağlı ve limonlu olacağına siz karar verin). Acı seviyorsanız pul biber de koyabilirsiniz. Kısırı bir servis kabına alın. İncecik kıydığınız maydonozları da üzerine serpin ve misafirlerinize ikram  edin.

Afiyet olsun....

metinktn@gmail.com

01 Ekim 2009
Share/Save/Bookmark
Emre Aköz
+
Kemal Bey için yalan söylemek ahlak sorunu değil
Nihayet Tarhan Erdem'in şirketi Konda da araştırma sonucunu yayınladı: Evet oyları yüzde 56.8...
Mehmet Barlas
+
Nice oylamasız referandumlar yaşamadık mı?
Edebiyat öğretmeni lise son sınıftaki en iyi öğrencisi Orhan'ı dersten sonra sınıfta alıkoyar.
Ahmet Altan
+
Bayram ve operasyon
Nasıl bir ülkeye düştük hey Allah’ım.
Defne Asal
+
Kişisel bir yazı
Hayatlarımız küçücük, ya da, hayatlarımız kocaman.
Teyfur Erdoğdu
+
Erzurum (IV): Hayatağacı’ndaki sır!
Geçen hafta maddi ve manevi kalelerden sonra bu hafta şehirdeki eski yapılara yönümüzü çeviriyoruz.
Süleyman Faruk Göncüoğlu
+
Boğaziçi’nin Kuşu ve Balığı
Boğaziçi’nin kuşu da bir balığı da. Ya ikisi birden şenlenir ya da ortadan kaybolur. Görünmezlere bürünüverir.
Birol Biçer
+
“Yahudi Halkı 19. Yüzyılda İcat Edildi”
Son kitabındaki tezlerle iki yıldır Yahudi dünyasını altüst eden İsrailli Yahudi Tarihçi Shlomo Sand’a göre “Yahudi halkı” ya da ulusu kavramı tamamen...
içerik