|
|
|
03 Eylül 2010 Cuma

Berivan…

Yüzünü kefiyeyle sarmış, kara gözleri açıkta bir tek, elinde kocaman bir taş, çoktan düşman bellediği, evini, ocağını yıkmış, abisini, ablasını öldürmüş, onu masalsız, düşsüz bırakmış tanklara doğru fırlatmak üzere…

Yüzü neredeyse tümüyle sarılı olduğundan yaşı tam anlaşılmıyor önce, ama boyuna posuna, çelimsiz bacaklarına bakınca anlıyorsunuz, on yaşını biraz geçmiş. Okula gidiyor mu, nasıl bir evde yaşıyor, nerede çalışıyor derslerine, kafasından neler geçiyor, büyüyünce ne olmak istiyor mesela, bilemiyorsunuz. Ama, eğer tankların içindekilerden, etraftaki binlerce asker ve polisten kurtulabilirse bugün de, bugün de onlardan kurtulup eve, ya da nereyeyse, çadıra ya da barakaya atabilirse kapağı, muhtemelen onu bekleyen bir nenesi var. Gece seslenecek ona, “nene, yine bir masal anlatsana bana, hani var ya, ayıların elinden kurtulan kıvırcık kuzu masalı var ya, onu…” Şimdi biz onu sadece bu donmuş zaman diliminde, bir fotoğrafçının ulaştırdığı küçük karede görüyoruz. Yüzünü kefiyeyle sarmış, kara gözleri açıkta bir tek, elinde kocaman bir taş, tanklara doğru fırlatmak üzere… Ne geçmişini biliyoruz, ne de muhtemel, eğer yaşayabilirse, muhtemel geleceğini…

Kim bu çocuk? Nerede gelmiş  dünyaya? Nerede yaşıyor?

Bu çocuk Filistin’de yaşıyor, evet. Ama ben şu anda, size aslında iki farklı yerde yaşayan iki farklı çocuğu anlatıyorum, çünkü iki fotoğraf var önümde, birbirine çok benzeyen iki fotoğraf. Yaşları benzer, kıyafetleri benzer, öfkeleri benzer, tepkileri benzer, muhtemelen gelecekleri de benzer iki çocuğun, iki farklı coğrafyada, iki benzer protesto eyleminde çekilmiş fotoğrafları…

Biliyor musunuz, bir arkadaşım, yazdıklarımı okuyan bir arkadaşım dedi ki geçenlerde, “doğru şeyleri yanlış yerden istiyorsun.” Ama nereden isteyeceğim, kimden isteyeceğim? Daha doğrusu, istemek, talep etmek değil midir hayatı değiştirecek olan? İstediklerin olmazsa, isteklerini duyurdukların duymazdan gelirse, yapamazsa, altından kalkamazsa, ya da kalkmazsa, kalkmak istemezse, ve senin isteklerin haklı, insani, insan için ve bu hayatı güzel yaşayalım, orada burada doğduk diye sürünmeyelim için ise, hayat değişmez mi o zaman? İnsanlar isterse, herkes isterse bu hayatı değiştiremez mi? Nedir bu düzeni, sistemi değiştirecek olan?

Bu yazı, 15 yaşında, bir protesto eyleminde, bir şekilde yakalanmış, teyzesine giden ya da gitmeyen, teyzesine gitmeyip mesela, polise taş atan, bilmiyorum, ama fark etmez, 15 yaşında, öfkeli, ya da öfkesiz, bilmiyorum, dedim ya, ne fark eder, 15 yaşında, gözaltına alındıktan hemen sonra ilk çıkarıldığı mahkemede, hakkında, indirimlerden sonra 7,5 yıl mahkûmiyet kararı verilmiş olan Berivan için. Berivan, Başbakan’a hitaben bir mektup yazdı biliyorsunuz tutulduğu cezaevinden, “burada çok mutsuzum” dedi, “Her gün ağlıyorum” dedi.

Şimdi, Berivan’ın özgürlüğü için hemen bir şeyler yapılmasını istemek yanlış mı? Kefiyesiyle İsrail askerlerine taş atan çocuklar için gözyaşı döken Emine Erdoğan’dan bunu istemek yanlış mı? Peki, muhtemelen dedem gibi cebinde çikolatalar taşıyıp, kendi sokağına girdiğinde etrafını saran çocuklara sarılan, cebinden çıkardığı gofretleri, çikolataları dağıtan, hepsinden birer öpücük alan Recep Tayyip Erdoğan’dan? Berivan için, o ve onun gibi, TCK nedeniyle korkunç ceza istemleriyle yargılanan ve korkunç cezalar alan binlerce çocuk için hemen bir şeyler yapın, çok zor değil, başka bir hükümetten bir şey talep etmiyorsunuz, dışişlerinizi, diplomatlarınızı harekete geçirmeniz gerekmiyor. Mecliste bu kanunu hemen iptal edeceksiniz, ya da değiştireceksiniz işte, usulü neyse… Bunu söylemek, bunu istemek yanlış mı?

İstiyoruz işte. Yapar, yapmaz, o ayrı. Onu sonra konuşuruz. Önce isteyeceğiz. Çünkü “hükümet eden” o, o ve partisi. Yapmazsa, gözyaşı döktüğü Filistinli çocuğun fotoğrafının tıpkısının aynısı bir fotoğrafa tepkisine bakacağız, daha mı farklı, “ama onlar” mı diyor, “onlar farklı, bunlar farklı” mı diyor, kendi ağzından duyacağız, sonra, sonra konuşacağız…

Berivan için ne yaptın diyeceğiz, niye yapmadın diyeceğiz… “Ama”sı yok, çocuk çocuktur diyeceğiz, altında imzamız bulunan dünya kuralları 18 yaşından küçükleri çocuk sayıyor diyeceğiz, bir çocuğu taş attı diye “terör örgütü üyeliği” suçuyla yargılayamazsınız diyeceğiz. Geleceklerini zaten 30 yıldır akan kanla, biriken kinle yok ettiğiniz çocukların bir de ömürlerini hapishanelerle, tutsaklıkla alamazsınız diyeceğiz. Kürt çocuklarını Kürt meselesinde elinizi güçlendirmek için rehin tutamazsınız diyeceğiz… Diyeceğiz…

02 Şubat 2010
Share/Save/Bookmark
Ahmet Altan
+
İki tür
Bugün ciddi bir kavga yaşanıyor Türkiye’de. Neyin kavgasını yapıyoruz?
Emre Aköz
+
Boykota katılmayanın özgürce oy kullanması mümkün olacak mı?...
Aksilik olmazsa Başbakan Erdoğan bugün (cuma) Diyarbakır'da konuşacak. Sadece destekçileri değil, muarızları da Erdoğan'ın konuşmasını heyecanla bekli...
Mehmet Barlas
+
Başarılı insanları siyasi magazinciliğe kurban etmeyelim
Referandumda kullanacakları oyun rengini açıklayan sanatçılar ve ünlü kişiler, bunu yaptıklarına pişman ediliyorlar.
Birol Biçer
+
“Yahudi Halkı 19. Yüzyılda İcat Edildi”
Son kitabındaki tezlerle iki yıldır Yahudi dünyasını altüst eden İsrailli Yahudi Tarihçi Shlomo Sand’a göre “Yahudi halkı” ya da ulusu kavramı tamamen...
Defne Asal
+
Hanefi Avcı bana ne diyor?
Suçu kanıtlamak zorundasınız, iddiaları da çürütmek, gerçek delillerle çürütmek.
Emre Aköz
+
Diyarbakır: Kalıyor mu gidiyor mu? (3)
Geçen yazılarda neler dedik?
Teyfur Erdoğdu
+
Osmanlı Coğrafyasından Tarihi Kentler (III): Erzurum (III) K...
Bu hafta Erzurum’da elde kalan az sayıdaki eserleri ziyaret ediyoruz.
Süleyman Faruk Göncüoğlu
+
Boğaziçi’nde Ezan Musikisi
Rumelihisarı'nın İstanbul’da Türk gücünü temsil eden azametli yapısı yanındaki Aşiyan’ında sabah ezanları dinleyen Tevfik Fikret'in şu meşhur şiiri, n...
içerik