Tasavvufun cazibesi tüm dünyada giderek artış gösterirken, ülkemizde de görünürlüğü artıyor. Eskiden kapalı kapılar ardında manevi yönelişlerini sürdüren ehl-i tasavvuf giderek daha sık meydana çıkıyor. Tasavvuf daha çok konuşuluyor, yazılıyor ve merak ediliyor. Üstelik gizlice yapılan faaliyetlerin yarattığı şüphelerin yerini şeffaflaşma ve berraklaşma alıyor. Bu berraklaşmayla beraber tasavvufun bir cemiyet hayatı, bir ritüeller manzumesi olmayıp insan-ı kamil odaklı bir terbiye ve aydınlanma yolu olduğu daha çok anlaşılıyor.
Tasavvuf eğiliminin toplumda giderek yaygınlaşması sadece medya ve yayıncılıkla ya da akademik toplantılarla sınırlı değil. Aslında tüm bunların gerçek hayatın küçük yansımaları olduğunu söylemek mümkün…
Tasavvuf araştırmacısı Nurfeti Seyit Erkal bu durumu “Dünyada genelde metafizik akımlara bir yöneliş var. Özellikle kuantum fiziği sonrasında kainatı algılayış biçiminin değişmesinin, metafizik ve fiziğin birbirleriyle daha fazla yakınlaşmalarının da bunda payı var” sözleriyle açıklıyor.
Tv-radyo programları, yazdığı kitaplar ve verdiği konferanslarla kadim bilgeliği günümüz insanının anlayışına uygun olarak aktaran modern bir yüz olan tasavvuf ve ezoterizm araştırmacısı Metin Bobaroğlu da tasavvufun toplumda yükselişinin faal bir şahidi… Bobaroğlu’na göre de “Tasavvufa çok büyük bir ilgi var”. Ancak onun ifadeleriyle “Dünyada İslâm’a yönelişler de esas olarak müftüler, din adamları eliyle olmuyor. İslâm asıl tasavvuf yoluyla dünyaya yayılıyor”.
Yakın bir zamanda başından geçen bir olayı örnek veriyor: “Bundan 4-5 ay kadar önce Türkiye’de Mevlevîliği araştırmak üzere gelen bir gazeteci bana da uğradı. Ben kendisine sordum: ‘Neden sufilik üzerine bir araştırma yapmak ihtiyacı duydunuz?’. Bana şöyle cevap verdi: ‘İngiltere’de sufizm ve Mevlevîliğe çok ilgi duyuluyor ve İngilizler arasında sufizm Mevlevîlik biçiminde yayılıyor. Bu sebeple bu konuyu araştırmak istedik”.
Bobaroğlu tasavvuf ve mistisizme yönelişin sebebini şöyle açıklıyor: “Modernizm ve pozitivizmin kurduğu dünya insansızlaşmış, vicdansızlaşmıştır. Bugün insanlar bu duvara tosladıkları için artık vicdan, sevgi, kalp ve rahmet arıyorlar”.
Tasavvufun yükselişini tasdik eden pek çok uzmanın şu noktada görüşü sabit: “Tasavvuf ehli hiçbir zaman kaybolmadı, sadece toplum yeterince demokratik değilken bir müddet yeraltına girdi”. Tasavvuf araştırmacısı Cemalnur Sargut da bu tespite katılanlardan: “Tasavvuf her zaman vardı aslında. Bu son birkaç yılda demokrasi anlamında açılımlar ve gelişmeler tetikleyici etki yaparak toplumun bünyesinde yaşattığı pek çok konu gibi tasavvufun da daha görünür olmasına, daha konuşulur olmasına yol açtı. Daha şeffaf ve kabullenilebilir bir şey haline geldi”.
Yazar Sadık Yalsızuçanlar’ın yaklaşımı da bu meyanda: “Türkiye normalleşiyor. Ulus-devlet projesi bizde dini folklorik bir unsur olarak bile kabul etmeyen bir ‘Türk’ kimliği tanımlamıştı, tümüyle seküler ve kana dayalı bir etnisite tanımı içinde. Bu tasavvur da kabul görmedi. Bu gayr-i insani süreç kapanıyor. Dergahlar, zaviyeler, tekkeler, hankâhlar…birer irfan ve sanat ortamı idiler. Bugün bunların yeniden dirildiğine tanık oluyoruz. Modern iletişim ortamlarında fazla görünür hale gelmeleri hem bu türden yasakların toplumsal ve bireysel durumlar karşısında anlamını yitirmesinden hem de çağın ‘görüntü çağı’ olmasından” diyor.
Bu durum sadece ülkemizle kayıtlı değil. Dünya’da da İslam tasavvufunun son 30 yıllık süreçte hızla ilgi odağı olduğu bir gerçek.Her ne kadar bugün dünyada 11 Eylül üzerinden İslam’a yönelik bir okuma varsa da ondan çok daha önce İslam’ın iç boyutu ve mistisizmi vasıtasıyla Batılılar tasavvufla ,ilgilenmeye başlamıştı bile.
Bugün Londra’da, Meksiko’da, Toronto, New York ya da Buenos Aires’te bir Cerrahi, Nakşi, Mevlevi ya da Rufai dergahı bulmak işten bile değil. Ya da bugün bu toplulukların dergâh mahiyetinde ülkemizde toplandıkları ocakları ziyaret edildiği zaman Amerikalı, Fransız, Meksikalı ya da Avustralyalı dervişlerin diz çöküp oturduğunu görmek oldukça sıradanlaştı. Aslında Batılılar İslam’dan önce İslam’ın tasavvufuyla tanıştılar demek pek de yalan olmayacak.
Seyyid Hüseyin Nasr’a göre Batılılar’ın İslam’ı tanıması ve ona yönelmesinde ana etkenlerin başında tasavvuf geliyor. “Bugün modern dünyanın büyük bir bölümünde İslâm, tasavvuf yoluyla tanıtılıyor, yayılıyor. İslâm'ın evrensel değerlerini ve insanî özünü anlatmak, bu yolla kolaylaşmış oluyor” diyor Nasr. .